ASMA BAHÇELERİ
ASMA BAHÇELERİ
ASMA BAHÇELERİ
ASMA BAHÇELERİ
ASMA BAHÇELERİ
ASMA BAHÇELERİ
Bu ve bunun gibi daha bir çok programımı ilerleyen günlerde hepinize paylaşacağım.Saygı ve sevgiyle kalınız , İyi Günler diliyorum.
Prof. Dr. Beyhan Asma.
Bu ve bunun gibi daha bir çok programımı ilerleyen günlerde hepinize paylaşacağım.
Sivrialan köyü de
bunlardan daha da iyi değildi. Köyün üretimi çok düşüktü. Üretim yapacak
erkeklerin büyük bir çoğunluğu Yemen ve diğer Arap çöllerinde savaşta ölmüştü.
Kalanların bir kısmı askerdi. Veysel’in gençlik yılları yalnızlık ve kadınlarla
geçiyordu. Köye arada bir yaşlı halk ozanları, ocakzade dedeler ve Bektaşi
babaları uğruyordu. Veysel yaşamının en mutlu anlarıydı bu zamanlar.Veysel’i
mutsuz eden etmenlerin başında gözlerinin görmemesi değil, yaşıtlarının asker
olmasıydı. O’nu en çok seferberlik yılları etkilemişti.
İnsanın evreni ve
kendini anlama, keşfetme çabası, var olduğu günden beri süregelmiştir. İnsan
sonsuz evren içinde gerçeği anlamaya çalışırken çeşitli sorular sorar.
Bilinmezliğe doğru atılan her adım bir başkasını doğurur ve bu durum daha da
karmaşıklaşır. İnsan bunu yaparken aynı zamanda bilinmezliğin boyutunu, kendi
çaresizliğini, evrende ki hiçliğini fark ettiğinde tutunabilmek için ilahi bir
güce yönelir.Yaradanla bütünleşmek ister, tam bir teslimiyetle görünüşün
ardındaki asıl manayı anlamaya çalışır. İnsana dair her türlü konuyu ele alan
türküler de bundan kendine düşen payı alır, şüphesiz, işte onlardan bir tanesi
Aşık Veysel ve şiirleridir…türküleridir. Halk müziğimizde çok önemli yer tutan deyişler
Âşık Veysel’in inancını ve felsefesini yansıtan önemli şiirleri, türküleridir.
Şiirleri, türküleri özellikle Allah, vatan ve insan sevgisini anlatan coşkulu
satırlardır. Deyişler daha çok geçmişi ve bazı tarihsel olayları analiz eder.
Belli bir ölçü formunda söylenen deyişlerin yanı sıra serbest söylenenler de
vardır. Kendi inancında deyişler kutsal bir anlam ifade eder. Hayatındaki en
önemli eşyası ise bağlamasıdır.Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde... Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan... Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki... Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki...Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir. Edebiyat ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.
Aşık Veysel’in aşk’ı bir varlık olarak ele alıp, “aşk nedir” sorusunu yanıtlamaya, onun niteliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmiş türkülerinde. Bunlardan bazıları makaleler halinde yazılmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar haline dönüştürülmüştür. İster bilimsel, ister sanatsal, isterse felsefi anlamda ele alınsın, aşkı bir varlık, bir olgu olarak gören ve belirlemeye yönelen her girişimin, her çalışmanın temelinde, buna girişen bireyin, Âşık Veysel gibi, kendi öznel, deneyimleri ya da deneyimsizlikleri; anlamlandırmaları, yanılsamaları, hayalleri; içerisinde yaşadığı koşullardaki tercihlerini hem kendisi hem de diğerleri nezdinde meşrulaştırma çabaları vardır. Bu çaba, kendilerinin, yani öznelliklerinin paranteze alındığı, hatta sanki hiç yokmuş gibi algılanmasına olanak veren genelleşen belirleme ve önermelerde bulur ifadesini... Yapılan tanımlarda daha da belirgindir bu özellik... Bundan dolayı yapılan her genelleme öznelliği aşma yada gizleme çabasıdır Aşık Veysel’in türkülerinde. Çünkü bilinmesini, sorgulanmasını, alenileşmesini istemez kendi yaşantısının...
Bazı araştırmacılar bilgiyi rasyonel ve sezgisel olmak üzere
ikiye ayırır. Rasyonel (akla dayanan) bilgi sözeldir ve sistematiktir, bilimsel
düşünme ise temelde rasyoneldir. Rasyonel bilgi sol yarımkürede oluşur.
Sezgisel bilgi ise sözel olmayan, ani algılamalardır ve sağ yarımkürede oluşur.
Sağ beyin sezgisel düşünmeyi organize ettiği gibi aynı zamanda tümdengelim
tarzda düşünmeyi, sentezci düşünmeyi de organize eder. Yoğun olarak sağ beyni
tarafından yönetilenler herhangi bir olguya bütünsel yaklaşır, parçaları
bütünmüş gibi algılarlar. Detaylarla ilgilenmedikleri için de önemli olguları
kaçırabilirler ve bu nedenle problem çözmede zorlanabilirler. Ayrıntıları
düşünmeyi gerektiren durumlarda, özellikle ezberciliği ve ayrıntıları
vurgulayan geleneksel eğitim düzeninde başarılı olamazlar. Çabuk sonuca gitmeyi
gerektiren işlerde iş bitirici özelliği ile puan toplarlar. Sezgisel düşünen
birey hipotezlere hemen yaklaşarak, fikir kombinasyonlarını şans eseri
bulabilir ancak her zaman sezgisel sıçramalar doğru sonuçlara götürmez. Hızlı
bir düşünsel işlem olduğu için hata yapma olasılığı yüksektir ve bu açıdan
sistematik, bilimsel yollar kullanılarak kontrol edilmesi gerekir. Buna
karşılık sol beyin okuma, konuşma, dil ile ilgili anlama ve organizasyonları
gerçekleştirir. Yoğun olarak sol beyni tarafından yönetilenler, tümevarım
tarzda düşünmeyi tercih ederler.Parçalar ve ayrıntılarla ilgilenirler. Bütünün
parçalarını kolayca algılarlar ve bütünü parçalarına ayırabilirler.Düşünürken daha
yavaştırlar, fakat daha dikkatlidirler. Bu nedenle de daha az yanlış yaparlar.
Detaylara dikkatini çok iyi verdikleri için çok başarılı organizasyonlar
yaparlar. Dikkatlerini bütüne vermeyi gerektiren durumlarda başarılı olamazlar
çünkü ayrıntılarla uğraşırken ana temayı kaçırırlar. Yukarıda anlatılanlar
bireyleri düşünme becerileri açısından, şu veya bu kefeye koyduğumuz anlamına
gelmemelidir. Beyin bir görevi yerine getirirken, o görevin özelliğine göre sağ
veya sol yarı küreyi ağırlıklı olarak kullandığını deneyler göstermiştir. Ancak
görevi üstlenen yarım küre diğer yarım küreyle iletişim halindedir ve bir bütün
olarak çalışma eğilimindedir. Dilbilimci Healy “Çocuklar beynin bütünüyle öğrenir ve beyin,
işbirliğini çatışmaya tercih eder” der. Bu nedenle bireyin sezgisel
düşündüğünde sol yarım kürenin devre dışı kaldığını söyleyemeyiz. Önemli olan
ve istenen bireyin beynin her iki yarım küresini birlikte, etkin bir şekilde
kullanabilmesi ve her ikisi arasında gerekli bağlantıları kurabilmesidir.
Düşünme tarzları ve beynin lokalizasyonları ilişkisi ışığında uzmanlar
Matematik öğrenmede de iki tip kişilikten bahsederler: Birincisi, sol beyin
tarafından yönetilenler. Bu kişiler akılcı-mantıksal düşünme tarzına bağlı
oldukları için bir tek metoda ve adım adım izlenecek çözüm basamaklarına
konsantre olarak problemi çözerler. Hesaplamalarda kağıt kalem kullanmayı
tercih ederler. Sonuca ulaştıktan sonra ise sağlama işlemi yapmaktan
hoşlanmazlar. Nitelik ve nicelikle ilgili işlemlerde iyidirler. Sayma, toplama,
çarpma gibi işlemler gerektiren hesaplamalarda gerekli işlem sıralarını takip
etmede başarılıdırlar. Sağ beyin tarafından yönetilenler ise, problemlere
bütünsel bakarlar ve çözüme bütünsel yaklaşırlar. Tahmini cevaplara ulaştıracak
yolları denemeyi, akıldan hesaplamalar yapmayı, problemlerde aynı sonuca
ulaştırabilecek çeşitli metotlara esnek bir şekilde yaklaşmayı tercih ederler.
Sezgisel düşünenler ise sağlamalardan zevk alırlar, bir cevap bulduktan sonra
da geriye dönüş yaparak farklı yolları denerler. Gerçek yaşam problemlerinin
çözümünde yaratıcı ve hızlıdırlar .
İnsanların uzun gözlem ve tecrübeler sonunda vardıkları
yargıları hikmetli düşünce, öğüt ve örneklemeler yolu ile veren; birçoğu mecazî
anlam taşıyan; yüzyılların oluşturduğu biçimle kalıplaşmış bulunan; daha çok
sözlü gelenek içinde kuşaktan kuşağa geçerek yaşayan; anonim nitelikte özlü
sözlere atasözü denir. Arapça “nush, nasihat, meviza”, Farsça “pend” ve Moğolca
“erdeni üge: cevherli söz”ün anlattığı düşünceyi zamanımıza kadar getiren
sözlerdir; anlamından da anlaşılacağı gibi atalardan geçmiştir. Buna göre
tarihî hayatı olan sözlerdir. Zamanın akışı ve toplumsal çevrenin coğrafyası
içinde biçim ve içeriğini kazanarak bugüne kadar gelen bu sözlere özellikle
Irak Türklerinin “eskiler sözü” demeleri bundandır. Atasözü (darbımesel); bir
özlü düşünce taşıyan, vecize niteliğinde, kalıp hâline gelmiş bir sözdür. Bir
olay veya meydana gelişin eş veya benzer anlamını içeren bir halk düşüncesini
veya felsefesini dile getirir ve mutlaka bir yargı taşır. Bununla bir olayın niteliği
de tanımlanır veya bunun benzeri betimlenir. Böylece bu olay veya oluşumun
geçmişte aynısının veya benzerinin geliştiği göz önünde tutularak, böyle bir
durumun etkisinde veya karşısında kalmış, etkisinde veya karşısında kalma
olasılığı bulunan veya etkisinde ya da karşısında kalacak olan insana
genellikle öğütte bulunulur; bazen böyle bir insan hemen hemen teselli olur.
Sözlü Türk edebiyatı dönemi ürünlerinden olan “savlara” bazı atasözlerinin
asılları, ilk biçimleri gözüyle bakılır.