ANA DİLİMİZDE
ATASÖZLERİNİN KULLANIMI
İnsanların uzun gözlem ve tecrübeler sonunda vardıkları
yargıları hikmetli düşünce, öğüt ve örneklemeler yolu ile veren; birçoğu mecazî
anlam taşıyan; yüzyılların oluşturduğu biçimle kalıplaşmış bulunan; daha çok
sözlü gelenek içinde kuşaktan kuşağa geçerek yaşayan; anonim nitelikte özlü
sözlere atasözü denir. Arapça “nush, nasihat, meviza”, Farsça “pend” ve Moğolca
“erdeni üge: cevherli söz”ün anlattığı düşünceyi zamanımıza kadar getiren
sözlerdir; anlamından da anlaşılacağı gibi atalardan geçmiştir. Buna göre
tarihî hayatı olan sözlerdir. Zamanın akışı ve toplumsal çevrenin coğrafyası
içinde biçim ve içeriğini kazanarak bugüne kadar gelen bu sözlere özellikle
Irak Türklerinin “eskiler sözü” demeleri bundandır. Atasözü (darbımesel); bir
özlü düşünce taşıyan, vecize niteliğinde, kalıp hâline gelmiş bir sözdür. Bir
olay veya meydana gelişin eş veya benzer anlamını içeren bir halk düşüncesini
veya felsefesini dile getirir ve mutlaka bir yargı taşır. Bununla bir olayın niteliği
de tanımlanır veya bunun benzeri betimlenir. Böylece bu olay veya oluşumun
geçmişte aynısının veya benzerinin geliştiği göz önünde tutularak, böyle bir
durumun etkisinde veya karşısında kalmış, etkisinde veya karşısında kalma
olasılığı bulunan veya etkisinde ya da karşısında kalacak olan insana
genellikle öğütte bulunulur; bazen böyle bir insan hemen hemen teselli olur.
Sözlü Türk edebiyatı dönemi ürünlerinden olan “savlara” bazı atasözlerinin
asılları, ilk biçimleri gözüyle bakılır.
Savlar Kaşgarlı Mahmud’un Divân-ı Lûgat’it Türk’ünde
açıklamalar arasında geçmektedir. Sav terimi, sonradan, İslâmiyetin etkisiyle
yerini “mesel” terimine bırakmıştır. Aslında misal getirme, örnek verme
anlamında olan darb-ı mesel ve bunun çoğulu durub-ı emsâl sözleri, edebiyatımızda
atasözü ve atasözleri anlamında kullanılmaya başlanmıştır. “Ağaç yaş iken
eğilir” cümlesinin ilk anlamı açıktır. Tâze bir fidanı eğmek kolaydır. Bu fidan
kartlaşınca eğmesi, bükmesi, kırması zorlaşır. İkinci anlamı biz, mânevî-zihnî
hayatımıza naklederek icat ederiz. Çocuğu küçükken eğitmek gerekir, düşüncesi
bizde yerleşir. İşte bu maddî biçimi bir hareket noktası yapan ve ilk
söyleyicilerini tespit edemediğimiz bu dil ürünleri, hayat prensibi olacak
fikir ve düşünceleri, din ahlâk, hukuk, iktisat, eğitim, gelenek, görenek ile
tabiat olaylarından, teknikten vb. çıkacak kuralları somuttan soyuta giden bir
yolla, bazen bir fıkra kılığında söz ve yazı ile kuşaktan kuşağa geçen hikmetli
cümlelerdir. Bir kurala bağlı olanların dışında, büyük çoğunluğu ile anonim
içerik taşıyan yâni ilk defa kimin tarafından ve ne zaman ortaya atıldıkları
bilinmeyen atasözleri, halk topluluklarının asırlar boyunca karşılaştıkları
olaylardan ve tecrübelerden ilham alarak attıkları, benimsedikleri ve
kendilerinden sonra gelecek kuşaklara aktardıkları öğütler, yol gösterici,
toplum ve doğa olaylarının nasıl sona ereceklerini belirten düşüncelerdir.
“Böyle yapılırsa veya böyle olursa sonuç şöyle belirir” öğesi atasözlerini
karakterize eden işarettir. Bir milletin her türlü toplum ve birey sorunlarına bakışı
atasözlerinde görülür. Ne var ki, hemen bütün milletlerde benzer anlamlara
gelen atasözleri de vardır. Bu durum kavimler ve soylar arasında eski ve
bilinmeyen manevî ilişkileri göstermektedir. Ayrıca hangi milletin olursa olsun
insan düşünüşünün çok defa aynı noktalarda birleştiği de şüphesizdir.
Türkiye’de ve Türklerin yaşadığı diğer topraklarda, halkın
ağzında dolaşan; nesillerden nesillere geçen 10.000’i aşkın atasözü hakkında
pek çok yayın yapılmış, birçok kitap ve makale yayımlanmıştır. Türk atasözleri
üzerine hazırlanmış ve basılmış kitap, broşür ve makalelerin sayısı 700’ü
aşmaktadır. Halk, kendi diliyle söylenen bu seçkin felsefe parçalarına büyük
önem vermiştir. Bugün de okullarda ve yetişkinler eğitiminde onlardan
yararlanmak gerekir. Atasözleri; dinleme, konuşma, okuma ve yazma
becerilerinden oluşan, çocuğun anlama ve anlatma gücünü geliştirmeyi kendine
ana amaç edinen Türkçe dersinde ve Türkçe dersinin eğitim ortamlarında
kullanılması gerekli olan anonim ürünlerden birisidir.
Prof. Dr. Beyhan Asma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder